Dergi Detay

Dergi Resmi

Olağan Hikaye (33. Sayı)

Dergi Ücreti : 20 ₺

Hangi Kadının Hakkı,
Kadının Hangi Hakkı?

YUNUS EMRE ÖZSARAY

 

Bu sayımızda edebiyatın biraz kuytuda bırakılan bir köşesine odaklanalım istedik. Kadın ve edebiyat
konusunu gündemimize aldık. Hayır, kuytuda olan Kadın ve Edebiyat konusu değil, bu konu tam aksine
yoğun şekilde çalışılıyor. Kastımız yalnızca edebiyatta kadın çalışmaları sebebiyle ismi anılan bunun
dışında sanki hiç yaşamamış gibi davranılan isimleri konuşmak. Açıkçası kadın ve edebiyat üzerine çalışmalar
olmasa herhalde Nezihe Muhiddin, Fatma Fahrunnisa gibi isimler sanki hiç yaşamamışçasına tarihten
silinip gidecekler. Diğer taraftan bir de Feminist eleştiri kuramları üzerinden edebiyat okumaları yapanlar
da ayrı bir mesele. Genellikle cinsiyet politikalarının edebi eserlerdeki tezahürleri üzerine bir şeyler söylüyorlar.
Bu okumaları yapanların önemli bir kısmı eril dil, eril tahakküm, cinsiyetçilik gibi bazı kavramları
metnin olur olmaz satırlarına yerleştirerek incelemenin niteliğini güya artırmış oluyorlar. Bizim bu sayıdaki
amacımız bu kavramları bir kenara bırakıp “Hangi Kadının Hakkı, Kadının Hangi Hakkı” sorusuna cevap
bulmaya çalışmaktı. Bu yüzden görülmeyeni, görülse dahi üzerinde yeterince durulmayanı konuşalım istedik,
hatta kadının dahi gör(e)mediği kadını/insanı gündeme getirmek istedik.
Görülme duvarlarını aşamayan isimlerin başında herhalde Nezihe Muhiddin geliyor. Şu ana kadar
tespit edilmiş 40 civarında romanı var. Bir kısmı Yaprak Zihnioğlu tarafından derlenip bir ara yayınlanmış,
diğerleri gazetelerde tefrika halinde olduğu için iki kapak arasına girmemiş. Benliğim Benimdir isimli
romanı Almancaya çevriliyor, 300’den fazla küçük hikâyesi var, tiyatroları, denemeleri, 30 sayı yayınlanan
Kadın Yolu dergisi derken hayatını her şeyiyle edebiyata, düşünceye adamış bir isim. CHP’nin 1942 yılında
roman dalı sanat mükafatına dair arşiv belgelerindeki yazışmalar arasında “Efendim kağıt buhranı sebebiyle
kitap olarak neşredemediğim gazetelerde tefrika halinde millî, terbiyevî romanlarım da var onları da dikkate
almanızı arz ederim” kabilinden yazdığı dilekçesini görünce insan üzülüyor. Jüri üyelerinden Fazıl
Ahmet Aykaç, ödüle namzet eseri seçmek için mesela şöyle bir teklif sunuyor: Eserlerin neredeyse tamamı
niteliksiz, bu yüzden Hüseyin Rahmi, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Refik Halit, Halide Edip, Peyami Safa gibi
isimlerin başlıca eserleri arasından kura çekelim. Tutunduğu son dal edebiyat kalan Nezihe Muhittin bir
şekilde bir eserim daha değerlendirmeye girer mi diye çabalarken diğer tarafta belki de hiç zahmete girmeden
birinci sınıf romancılar arasından bir kura çekelim diyen jüri(ler).
Nezihe Muhiddin bıraktığı büyük külliyatın bırakalım ödül jürisini Cumhuriyet sonrası edebiyat tarihi
için bile dikkate değer bulunmayacağının farkında değil. Hakkında yapılan çalışmalar elbette var, burada
isim isim zikretmesem de Yaprak Zihnioğlu başta olmak üzere bazı incelemelere konu olmuş, hakkında yapılmış
belgesel, tek perdeli dram, birkaç yüksek lisans çalışması ve sayısız haber... Bunlara rağmen gündeme
ciddi şekilde girmeyi başaramıyor. Şu an mesela tek bir kitabı bile satışta yok. 1958 yılında bir akıl hastanesinde
kimsesiz şekilde hayatını kaybetmiş Nezihe Muhiddin’in, Kemalistlerin yeni kadın tasarımıyla
uyuşmayan siyasi duruşu sebebiyle sessizliğe mahkum edilişi ve sonra cinneti; erkek egemenliğinin kadın
hayatındaki kısıtlayıcı etkisini konuşmadan önce, insanın insan olarak emeğiyle görünürlüğünü engelleyen
sebepleri konuşmanın gereğini ortaya koyuyor. Biz biraz da olsa konuştuk, sesimizin çoğalması temennisiyle
keyifli okumalar…