Dergi Detay

Dergi Resmi

Dil ve Edebiyat (120. Sayı)

Dergi Ücretsizdir

İdeoloji, Siyaset ve Hayatta Aynılaşmak
Üzeyir İlbak 

Cemil Meriç’in “ideolojiler şuurumuza giydirilen
deli gömlekleridir” dediği tarihten bugüne baktığımızda
çeyrek asırlık bir zaman dilimi gözümüzün
önüne geliverir. “Evet, bu “izm” uğruna bütün “izm”-
lere düşman kesilmişiz, bütün “izm”lere yani tefekküre.
Bu dildâdeyi gerçek ve hayali her tehlikeden korumak
için hapishaneler yükseltmiş, matbaalar kurmuş, üniversiteler
inşa etmişiz. Maziyi yok etmek, istikbali boğmak,
vatandaşı sefil bir sürü haline getirmek için yıllarca karşısında
secde edilen bu kahhar “izm”, dilimizde karşılığı
bulunmayan yedi ceddi yabancı bir mefhum” şeklinde
Cemil Meriç tarafından da tarif edilmişti.
Çeyrek asır önce her bir cemaatin, gurubun, siyaset
çevresinin bir “izm”i vardı ve her bir “izm” sahibi öteki
“izm” mensubuna düşmandı. Devletin de bir “izm”i vardı
ve devlet de güvenlik güçleri, adliyesi ve hapishaneleriyle
bütün “izm”lere düşmandı.
İzm’ler çağında tanımlanmış, sınırları belirlenmiş
fikir cemaatleri vardı. Taraftarları, müdafileri ve muhalifleriyle
görünür ve bilinirlerdi. Kim neye inanıyor ve
neyi savunuyorsa o, oydu. İnsanlar inandığı ve değerli
bulduğu ülkesi ve milleti için faydalı olacağına inandığı
“izm”in, düşüncenin/fikrin, inancın gereğini yapıyordu.
Uğruna mücadele ediyor, kitap yazıyor, dergi çıkarıyordu.
Gerekirse sokağa çıkıp eylem yapıyor, duvarlara sloganlarıyla
destanını yazıyordu. İki yüzlü değildi, insanlar.
İnanıyor ve inandıkları gibi yaşıyorlardı. Tüm tezleri ülke
ve millet içindi.
Sonra?
Bir gün bir ihtilal oldu. İnanç sahipleri, “izm” mensupları,
militanlar, devrimciler, Müslümanlar, sağcılar,
solcular … derdest edilerek hapishanelere dolduruldular.
Hapishane avlularında Onuncu Yıl Marşı, İstiklal Marşı
ve Andımızı birlikte okudular. Koğuşlarda birbirleriyle
konuşmayı öğrendiler. Aslında biri diğerinin ötekisi olanların
her birinin ülkesini sevdiğini, bunun mücadelesini
verdiğini ve bundan dolayı devlet ideolojisi tarafından
tekinsiz ilan edildiklerini karşılıklı anladılar. Darbeciler
darbe sonrası neslin “uslu çocuklar” olmaları için yeni bir
eğitim-kültür politikasını yürürlüğe koydular. Hapiste yatanların
“dertsiz genç-sev genç” diye nitelediği yeni bir
gençlik yetiştirildi.
Bugün?
Modern zaman ideolojileri olarak sinema, televizyon,
internet, facebook, instagram, twitter ve whatsapp hayatımıza
girdi. Sosyal kavramı üzerinden meşruiyet arayan
bu ayrılıkçı, ötekileştirici, ayrıştırıcı ve köpük mahfiller
an ile sınırlı, derinliksiz bir dünya kurdular. Sinema ve
televizyon mahrem algı ve anlayışımızı tahrip etti. Aile
bireyleri en mahrem görüntüleri birlikte izleyerek ahlaksız
buldukları ilişkileri kabul ettiler ve meşrulaştırdılar.
İnternet çağının ürünleri aile bireylerinin her birini evin
bir başka odasına kapattı. İnsanlar telefon ekranından
kurdukları bir dünyada huzur ararken yalnızlaştılar ve bunalımlı
bir hayat yaşamaya başladılar.
İnançlar, ideolojiler ve fikri aidiyetler çöpe atıldı.
Siyaset söylevleri aynılaştı. Toplum hayatı tekdüze bir
mihverde sentetik ilişkilerle her geçen an anlamını yitirdi.
İnanç sahipleri şeklî olarak yükümlülüklerini yerine
getirirken; muhteva ve iyinin inşası için örneklik çabası
içinde değiller. Bireyselleşme ve bencilleşme hayatımızın
her noktası ve anını kontrol ediyor. Retoriğe ayarlı kulaklar,
bakma ile sınırlı gözlerin muteber olduğu; şıklığın ve
varsıllığın saygınlık/değerlilik için ölçü sayıldığı, güç çevrelerinin
mekanlarında bulunmanın yeterli görüldüğü zamanlara
erdik. Gerçeklik sanallaştı, hakikat Kafdağı’nın
ardına sürgün edildi. Din, dindarların şekli tarifleri ile
zikirmatikteki tıkırtı sayısına indirgendi. Aklı ve bedeni
örten şekli karanlık; vahyin, aklın, tefekkür ve düşüncenin
de üstünü örttü.
Akif bir asır önce “Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp
ilhamı,/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı” diye bugüne
seslenmiş olmasın? Gazete köşelerinde, kürsülerde, televizyon
ekranlarında hurafe kusanların bu sesi duyması
gerekmez mi? Kardeşi İkbal “Kaç bu Müslümanlardan,
sığın İslâm’a” derken nerede duruyordu? Bu sorunun cevabı
kimde?
İdeolojiler çağı bitti. Yeni ideolojilerin tarifi yok. Kafeler,
internet-sanal dünya, televizyon kanalları, sinema
salonları, stadyumlar, alışveriş merkezleri … yeni zamanların
sosyolojik cemaat ve gurupları. Pagan kültürünün
arenaları stadyumlara dönüştükten sonra yeniden arena
olup aramızda yükselen mabetler oldular. Yirmi iki kişinin
cezbe ile sunduğu gösteriye tazimde bulunanlar hafta
boyu bu hazzı terennüm ederek yaşıyor.
Alışveriş merkezleri de modern zamanların büyük sunakları.
Tüketim çılgınlığının, yeme-içme sıradanlığının,
eğlencesiz eğlencelerin mekânı olan merkezler; ilişkileri,
insanlık anlayışımızı, arkadaşlıkları, paylaşma duygusunu,
vicdan ve merhamet taraflarımızı da fastfoodlaştırdı.
Aynılaşan dünyada meyyitleşiyor muyuz?