Dergi Detay

Dergi Resmi

Dil ve Edebiyat (163. Sayı)

Dergi Ücretsizdir

TEMMUZ İHANETİ VE DİL
Üzeyir İlbak

15 Temmuz ihanet çetesi din, dil ve kültüre yaslanarak taraftar topladı. İyi bir şey
yapma görüntüsü ile din-darlığa yaslanan bir ihanet halkası kurguladı ve yürürlüğe
koydu. 1960 ihtilali sonrasında evanjelistler benzeri din-dar bir örgütlenme modeli
olan FETÖ hareketi 1980 darbesinden sonra emniyet, millî eğitim, askeriye, mülkiye
ve hukukî kurumlarda gizli imamlar kontrolünde hücre sistemi ile örgütlenerek güç
topladı. 28 Şubat postmodern darbesinde tarafını tuttuğu ulusalcı askeri kanat mensuplarını
sonraki yıllarda operasyona maruz bırakarak yargıladı. Mevcut iktidarın ilk yıllarında
suret-i haktan görünerek yanlarında yer aldı ve sözde yardımcı olarak iktidarı paylaştı. 15
Temmuz darbe girişiminde ülkeye, ülke tarihinin en büyük ihanetlerinden birine girişti ve
pek çok değerli ülke evladının şehit ve gazi olmasına sebep oldu. TBMM’yi, Beştepe Külliyesi
civarını, askeri karargahları ve güvenlik kuvvetlerinin kışlalarını bombalamaktan rahatsız
olmadılar. Cumhurbaşkanı ve ailesini ortadan kaldırmak üzere görevlendirilen özel
bir tim, koruma yeminini bozarak Cumhurbaşkanı ve ailesinin misafir kaldıkları mekâna
ağır askeri teçhizatla saldırıda bulundu. Genel kurmay karargahındaki kuvvet komutanlarını
ve kendilerinden olmayan generalleri derdest edip Kazan’a götürdüler.
Ülke evladının aklını ülkesi ve milleti dışında hiçbir ‘efendiye, dini ruhbana’ teslim
etmeyeceği bir dinî ve millî eğitime, hukuk ve mülkiye tahsiline, adil, özverili bir güvenlik
ve askeri eğitime her zamankinden daha çok ihtiyaç var.
Şehitlerimizin ruhu şad olsun.
II.
Humbolt “Dil ile kültür sürekli olarak birbirlerini etkiler, birbirlerinden ayrılmazlar”
demiştir. İnsan ve Kültür adlı kitabında Prof. Dr. Bozkurt GÜVENÇ de benzer şeyler söyler:
“Toplumda madde ve kavram olarak var olan her şey dilde de vardır. Kültürel ve tarihi
miras, ancak dil aracılığıyla yeni kuşaklara aktarılır. Dil, kültürel muhtevanın bir ansiklopedisi,
hazinesi ya da sözlüğü gibidir.” Karl Marks kültürü, “Doğanın yarattıklarına karşılık
insanoğlunun yarattığı her şeydir” diye tarif ediyor. Cemil Meriç Umrandan Uygarlığa'da
bizi uyarır: “Kültür yabancı bir kelime. Cazip, çünkü Avrupalı. Batı dillerini XVIII. asrın sonlarında
fethetmiş. Her ülkede ayrı bir libasa bürünen uçarı, serazat bir mefhum. Tabiat
şimdiden mezbeleleşti. Bu insicamsız şehirleşme insanı da mahvedecek. Teknik sayesinde
tabiatın hâkimiyetinden kurtulduklarını sanıyorlar; yeni ihtiyaçlara göre başka bir tabiat
yaratmak sevdasındalar. İnsanı da yeni baştan yaratmak istemiyorlar mı? Yaratmak,
hiç değilse şartlandırmak. Kendi üzerinde düşünmekten vazgeçen bir toplum... böyle bir
toplumda kültür bir tortu, bir teferruat... Arada bir derin bir uykudan uyanır gibi oluyor
toplum, rastgele tedaviye kalkıyor yaralarını, daima geç, daima dağınık bir tedavi. O kutsal
kâr ekonomisine dokunacak her tedbir peşinen yasak. İnsan ‘oturulmaz’da oturuyor,
her şey üst üste... Sinir hastalarının, dilsizlerin medeniyeti; yaşadıkları yer şehir değil, çöl.
Bir araya gelmeleri için hiçbir şey düşünülmemiş. / Bütün bir milleti uyandırmak gerek.
Hükümet bu işi tek başına yapamaz. İnsan yığınları, alıştırılmak istendikleri zihnî itiyatlara
yabancı kalırlarsa kültür ‘totaliterleşir’. Bu aptallaştırıcı totalitarizm, zengin ülkeleri
tehdit etmektedir bugün. Bu ülkeler "altkültür"ler yaratıyor boyuna. İnsanın kendi kendine
soracağı geliyor: kültürü kurtarmak için çok gelişmiş ülkelerin yoksullaşması mı lâzım?
Aynı derecede vahim bir başka tehlike de bir yüksek aydınlar nihilizmi. Bu nihilizm, bazen
ümitsizlikten, bazen de lâf olsun diye, modern insanı kendi eseri olan medeniyetin en
murdar döküntüsü sayar ve bu pespaye mahlûka ne kadar biçare olduğunu anlatmaktan
şeytanca bir zevk duyar. Yaşadığımız dünya bu. Bu dünyayı nasıl değiştireceğiz? Tek yol:
politika. Kültür, hayatın şuna buna ayrılmış bir bölgesi değil, kalıbı".
Yaşamaya mahkûm edildiğimiz modern çağda hayatı belirleyen ve anlamlandıran
yeni bir dil durumuyla yüz yüze olduğumuz gerçeğini kabul etmek zorundayız; teknoloji,
yeni icatlar, şehrin yeni ve alışılmışın dışında inşa ettiği mekanların isimlendirilmesi ...
lügatimize yeni kelimeler ekliyor. İngiltere'de otomatik bilet bankomatikleriyle karşılaştığımda
durup uzun uzadıya makineye bakmıştım. Durumu tersinden okuyun bizim yaştakiler
belediye otobüslerine arka kapıdan biner, bilet alır yerlerine otururlardı. Daha sonra
otobüse önden binip bilet yaktığımız küçük yakıcılar vardı. Yirmili yaşlardaki çocukların
hiçbiri bunu bilmez. Hayat ve hayatın yaşandığı yeni biçimler, yeni kelime ve terimlerle
anlamlandırılmaya devam ediyor. Burada yapılması gereken şey, dilin ses ve imla yapısını
bozacak kelime ve terimlerden sakınmaktır.
Dil bir işaretler sistemidir ve tabii bir imla ile yazılır. Sesi temsil eden işaretlerin
biricik meziyeti, işaretin kullanıldığı yerde yaşayanların o işareti bilmeleridir. Ses karşılığı
kullanılan sembol işaret iyi ve doğru kullanılırsa bu, hayatı kolaylaştırır ve anlamlı hale
getirir. Kötü kullanılan sembol ve işaretlerin anlamlandırması gereken kelime ile sembol
örtüşmüyorsa hayatı zorlaştırır. Acıktığınızda bildiğiniz harf ve sembollerle yazılmış KEBAPÇI
ararken; dükkân sahibi sırf havalı olsun diye mahalle ortasındaki tabelaya KEBABCHİ
yazmışsa kafanız karışmaz mı? Lisana ve kelimeye müdahale yerine onu düzene koyan
ve düzende tutan kuralları koymak ve dilin kendi yolculuğunu yapmasına müsaade etmek
gerek. Dil ağır ağır gelişen, üzerinden geçen zaman miktarınca olgunlaşan bir müessese.
Dilin gelişme süreçlerine ve gelişmesine müdahale edilirse ahengi bozulur. Bu da milletin
birbirini anlayamamasına zemin hazırlar.
Aklımızı kullanarak, kelimelerimizin ses ve imlasına özen göstermeliyiz. İnanç ve
akidemizi birilerinin yorumuna teslim etmemeliyiz. Bu aziz ülkede huzurla yaşamak için
tercüme diline teslim olmadan kavramlarımızla düşünmeye ve yeni bir tefekkür iklimi
yaratmaya ihtiyacımız var.
**
162. sayıda "Bu Terazi Ne Kadar Sıkleti Çekmez?" başlıklı yazının yazar adı sehven
Ekrem Sırma olarak yazılmıştır. Metnin yazarı Ekrem Sakar'dır; bu yanlıştan ötürü metni
yazan yazardan özür dileriz.
**
Son iki ay içerisinde derneğimizin gençlerinden evlenenler oldu. Yönetim Kurulu
üyelerimizden Av. Ahmet Yavuz UŞAKLIOĞLU, Av. Gökhan TÜRKOĞLU ve dergimiz
yazarı Elif Sönmezışık evlenerek hayat yolculuklarını yeni bir evre ile taçlandırdılar.
Eşleriyle iki cihan saadeti ve huzurlu bir hayatı birlikte yaşamalarını Allah’tan dileriz.